ABD ile İran arasındaki barış müzakereleri kritik bir aşamaya geçiyor. Son aylarda Körfez bölgesinde devam eden savaş, sadece bölgeyi değil, küresel ekonomiyi de derinden etkiledi. Yoğun diplomasi trafiği, özellikle Lübnan hattındaki çatışmaların sona ermesiyle yeni bir ivme kazandı. Pakistan’ın arka kapı diplomasisi sayesinde taraflar arasında önemli adımlar atıldığı bildiriliyor.
Kaynaklardan alınan bilgilere göre, ABD ve İran arasında prensipte bir anlaşmaya varıldı ve teknik detayların görüşülmesi amacıyla müzakereler devam ediyor. Pakistanlı yetkililer, hafta sonu gerçekleştirilecek görüşmelerde ön mutabakat metninin imzalanabileceğini belirtti. Bu mutabakatın ardından, kapsamlı bir barış anlaşmasının yaklaşık 60 gün içinde tamamlanması planlanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, sürece dair yaptığı açıklamada, İran ile anlaşmanın “çok yakın” olduğunu vurgulayarak diplomatik temasların olumlu bir yönde ilerlediğini ifade etti. Trump ayrıca, anlaşmanın Pakistan’ın başkenti İslamabad’da imzalanması durumunda bizzat katılabileceğini dile getirdi. İran cephesi de benzer şekilde olumlu mesajlar vererek, İran Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, müzakerelerde gelinen noktadan memnun olduklarını ve Pakistan’ın arabuluculuk çabalarına teşekkür etti.
İsrail ile Lübnan arasında sağlanan ateşkes, sürecin en kritik dönüm noktalarından biri oldu. Bu gelişme, müzakerelerdeki güvenlik endişelerini büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Savaşın ekonomik etkileri hem Washington hem de Tahran üzerinde ciddi baskılar oluşturdu. Şubat ayında başlayan çatışmaların neden olduğu petrol şoku, dünya piyasalarını sarstı ve birçok ekonomi resesyon riskiyle karşı karşıya kaldı. Tarafların çatışmayı sürdürme maliyetlerini göze alamayacak noktaya gelmesi, barış sürecinin hızlanmasına neden oldu.
Artık gözler, hafta sonu yapılacak kritik görüşmelere çevrildi. Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Münir’in yürüttüğü temasların, Tahran’da önemli başlıkların çözümüne katkı sağladığı ifade ediliyor. Beklenen imzaların atılması, sadece bölgesel dengeleri değil, aynı zamanda küresel ekonomi açısından yeni bir dönemin başlangıcını müjdeleyebilir.
