Giresun’da Bozayı Sürek Avı İzni Tartışma Yarattı: Çevrecilerden Sert Tepki

Giresun'da Bozayı Sürek Avı İzni Tartışma Yarattı: Çevrecilerden Sert Tepki

Giresun’da üç bozayı için verilen özel sürek avı izni, çevre aktivistleri ve hayvan hakları savunucuları arasında büyük bir tartışmaya yol açtı. Yaşatacağız Platformu üyeleri, bu tür kararların durdurulabilmesi için kamuoyunun baskısının önemli bir güç olduğunu belirtti. Giresun Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü, güvenlik gerekçesiyle üç bozayı için özel av izni verdi. Bu izin çerçevesinde, 31 Temmuz’a kadar üç farklı noktada yivli tüfeklerle sürek avı gerçekleştirilecek. Yetkililer uygulamanın insan güvenliğini sağlamak amacıyla yapıldığını savunuyor, ancak çevreciler bu karara karşı çıkıyor.

Yaşatacağız Platformu aktivistlerinden Bernev Özgüder, bu kararın Bern Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu vurgulayarak, “Bakanlık sitesinde yayımlanan sözleşmeye göre, bozayı ‘kesin korunacak tür’ olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla bu karar, hem yaban hayatı koruma ilkesine hem de yasal düzenlemelere aykırıdır” dedi. Özgüder, “Cezai ehliyeti olmayan bir canlıya ‘güvenlik riski’ diyerek ölüm cezası veremezsiniz. Bu hukuk değil, bir kan davasıdır. İdare, kendini mahkeme ve cellat yerine koyuyor. Bu, devletin doğayı mülk ve hayvanları eşya olarak gören zihniyetinin bir örneğidir. İmzası olan herkes suç işlemektedir. Bu bir idari işlem değil, açıkça politik bir cinayettir” şeklinde konuştu.

Sürek avının sadece hedef alınan hayvanları değil, bölgedeki diğer hayvanları da olumsuz etkileyeceğine dikkat çeken Özgüder, “Av için kullanılan köpekler ve diğer hayvanlar üzerinde büyük bir stres yaratacaktır. Silah sesleri, insanların ve araçların gürültüsü, birçok türün yaşam alanlarından uzaklaşmasına neden olabilir. Bu tür müdahaleler özellikle üreme dönemlerinde doğal habitat üzerinde ciddi travmalara yol açar. Hayvanları korumakla görevli olan kurumların amacı, doğadaki canlıları korku ve kaçış ortamına sürüklemek değil, bilimsel ve barışçıl yöntemlerle birlikte yaşamı kurmak olmalıdır” dedi.

Güliz Gündüz, bu tür kararların durdurulması için kamuoyunun baskısının yanı sıra şeffaflığın da önemli olduğunu belirtti. İptal davalarının açılabileceğini söyleyen Gündüz, “Mahkeme sarayın arka bahçesi olduğu için asıl mahkeme sokaktır. Çözüm için sokaktan gelen iradeyi büyük bir kalabalıkla o bahçeye taşımak ve işgal etmek gerekir. ‘Yaşatan yasa’yı yazmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Gündüz, durumun tehlikesine dikkat çekerek, “Amaç sadece üç ayıyı kurtarmak değil, ‘Devlet öldürebilir’ düşüncesini tüm hayvanlar için kırmak olmalı. Yaşam için son tarih olmaz” şeklinde konuştu.

Zeynep Daniş de, yerleşim alanlarının doğal habitatlar göz önünde bulundurularak planlanması gerektiğini ifade etti. Daniş, “Ayıları yerleşim alanlarına çeken çöp ve gıda kaynakları dikkatle kontrol edilmelidir. Dünyadaki diğer örneklerde olduğu gibi ayı geçirmez atık konteynerleri, erken uyarı sistemleri ve elektriksiz koruyucu çitler gibi yöntemler kullanılabilir” dedi. Daniş, çözümün ayıları öldürmek yerine onlarla güvenli bir şekilde bir arada yaşamayı öğrenmek olduğunu vurguladı.

Author: Emre Demir